Yorgan iğnesi 2

0
38

Rabia bir dadıdan daha öte, aileden biri gibiydi. Zübeyde’nin nazı çok geçerdi Rabia’ya. Rabia da çok sevdiği Zübeyde’nin düştüğü durum karşısında çok üzgündü. Zamanla yanaklarından süzülen gözyaşlarını gören Feyzullah ağa “bir kahve yap Rabia, ne duruyorsun” diyerek sesini yükseltti.

Bu aslında ağlamaması için küçük bir tenkitti. Bir daha ağlamadı.

Nihayet gün ağarmaya başlamıştı. Hazırlıklar gece çoktan yapılmıştı. Selanik’e gidecek araç hazırlanmıştı. Ve yol boyunca gerekli olabilecek her şey kapının eşiğinde hazır bekliyordu.

Bütün aile tek atın çektiği arabaya doluştu. Rabia camdan ailenin gidişini izlerken Zübeyde’yle göz göze geldiler. Zübeyde zorla kaldırdığı elini Rabia’ya doğru uzatarak onu rahatlatmıştı adeta. Ağaçların yere değmek üzere olan dalları araya girene dek gözlerini hiç ayırmadılar birbirlerinden.

Gecenin yorgunluğu bir hayli yaşlı Feyzullah Ağa’nın göz çukurlarına iyice vurmuştu. Gölgede daha çok kararan göz çukurları endişesini ele veriyordu. Sargılı olduğundan lapayla sarılı ayağın durumunu merak ediyorlardı. Hiç biri yol boyunca birbirlerine tek kelime dahi etmedi. Sıkıca sarıldığı biricik kızını sıcaklığıyla koruyan Ayşe hanımın beti benzi atmıştı. Kızına hissettirmemek için çevreyi izler gibi yapıyordu yol boyunca. Geçmek bilmeyen birkaç saat sonra Selanik göründü. Tedirginlik yerini meraka bırakıyordu. Zübeyde’nin ayağındaki iğne nasıl çıkarılırdı? İyileşecek miydi, hiç kimse soramıyordu bile.

Dar sokaklara varıldığında göz göze geldiği Selanikli insanlara tebessüm etti Feyzullah Ağa. Gün henüz yeni başlarken, başıyla selam vererek geçtiler aralarından. Bir dükkânın önünde durdu araba bir süre. Bir şeyler sordu Feyzullah Ağa, sonra başını sallayarak arabaya doğru yürüdü. Devam et, diye bağırdı arabacıya. Dar birkaç sokaktan sonra mütevazi bir konağın önünde durdu araba.

Kucağında Zübeyde, ahşap basamakları çıkarken ayakları titriyordu Feyzullah Ağanın. Yorgundu, üzgündü. Son basamaklara ulaşmadan, kapı çalınmadan aralandı. Beyaz tenli adam “hoş geldiniz” dedi. Sanki anlaşmışlardı önceden, hiçbir şey söylemeden girdiler içeriye. Konağın geniş odasından birkaç insan çıktı, yüzleri sapsarıydı. Bir-birlerine baktılar. Endişeyi arttıran bir sessizlik hâkimdi evde. Jak Paşanın yardımcısı bir şeyler ikram etmek istedi, kabul etmediler. Biran önce Jak Paşayı görüp endişe ve korkularının dinmesini istiyordu bütün aile. Az sonra “Jak paşa sizi görecek efendim” dedi yardımcısı.

Zübeyde kısık sesi ile bir şeyler sordu annesine. Korkuyordu çok küçüktü Zübeyde.

Jak Paşa kapıda belirdiğinde ayaklandı bütün aile. Buyur etti. Gözlüğünün üstünden hafif bir tebessümle baktı Zübeyde’ye.

”Ne oldu bu güzel kıza?” diye sordu İğne, kahrolası iğne, dedi, Feyzullah ağa

Anlam veremeyen Jak Paşa üzeri beyaz çarşaf örtülü sediri gösterdi eliyle.

Yavaşça bıraktı kızını Ayşe Hanım ve kenara çekildi.

–              Nereden geldiniz?

–              Feyzullahağa, Langaza paşam

–              Bayağı uzaktır bilirim, yolda fenadır. Başını salladı Feyzullah Ağa önüne eğdi.

Çevresinde sevilen güçlü Feyzullah Ağa hayatının en aciz vaktini yaşıyordu.

Uzun bir sessizlik oldu.

Avuçlarında Zübeyde’nin ayağı, hareketsizce düşündü bir süre Jak Paşa.

Başını sallayarak “olmaz” dedi aniden. “Böyle olmaz”.

Her gün görmeliyim hatta her sabah ve her akşam.

“Bir çare bul Feyzullah Ağa” bu işe dedikten sonra başını çevirdi, ayağa kalktı.

‘’Selanik’e taşınıyoruz, hazırlanın’’

O yıllardaki geleneklere göre bir kız çocuğu 14 yaşına ulaştığında eve görücü gelir ve evlendirilirdi.

Zübeyde’nin bu kaderini yaşamasına sadece 1 yıl kalmıştı. Daha önce hiç görmediği beklide ömrü boyunca da hiç göremeyeceği Selanik’e tedavinin akmaması için taşındılar.

Sebebi yalnızca bir iğne. İşte o iğne Zübeyde’yi Selanik’e getirdi, Ali Rıza’nın gönlüne, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata gözlerini açmasına giden en güzel yola.

Bir yorgan iğnesi.

Bu Cumhuriyetin kurulma vesilesi..

MAYIS-2020

 OKAN ONUR

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here