YORGAN İĞNESİ 1

0
48

Bir yorgan iğnesi değiştirdi kaderi.

1871 Langaza kasabası, Selanik yakınlarında, 3 saat mesafede, hayat durgun ve olağan. Zübeyde dadılarla büyüyor, lakin iyi bir ev kızı olması için örf ve adetler gereği her işi öğreniyordu. Ailenin durumu gayet iyiydi. Zübeyde’nin dedesi Feyzullah ağa torununa çok düşkündü. Bu sevgi onun iyi bir ev kızı ve ev işlerinde usta olmasına engel değildi. Marifetli, eli her işe yatkın bu kız ne yaparsa yakışıyordu. Önce dikiş nakış öğrendi, sonra ev işlerin-de ustalaştı.

Cana yakın bu küçük kız kendisinden istenmese dahi ev işlerine yardım ederdi.

Yardımsever, hareketli, becerikli Zübeyde.

yüzyıla dayanan yorgan sanatı o dönemde en önemli işlerindendi. Gelin olacak kızlar için uzun yıllar hazırlıkları süren, el emeği isteyen bir uğraştı. Yorganların üzerine özel motifler de işlenirdi. O motifler ve nakışlar, kızların hünerlerini gösterebildiği, sandıklarda gizlenen hazineleriydi. Vakti geldiğinde gün yüzene çıkar, gelin evinde günlerce serilirdi.
Zübeyde’nin doğup büyüdüğü evde olağan bir gündü yine. Evin dadısı Rabia bembeyaz çarşafı evin ortasına serdi dikkatlice. Günlerce sürecek el işçiliği başlamıştı. Günler öncesinden konuşulmaya başlanmıştı kenarların-daki nakışları ve ortada kalacak motifleri.
Ev işleri bir yandan devam ederken Rabia işe çoktan koyulmuştu. Zaman zaman işine ara verip yemeğin altına bakıyor, ateşi hafifleyen sobayı harlıyordu.

Zübeyde evin bir orasına bir burasına koşuşturup ev işlerini hafifletiyordu.

Yorgan bütün gün evin ortasındaydı, altında kalan çarşafla buluşması için sürekli işleniyordu. Rabia’nın alt katta olduğu bir anda Zübeyde çarşafın etrafında dolanıyordu. Ayağında sert bir acı ile olduğu yere yığıldı. Yüzü pencereye dönük bir halde yerde kıvranıyordu. İşlemeli perdenin arasından kararmaya yakın bulutların gölgesini bir süre bilinçsiz takip etti. Zübeyde’nin annesi kızının minik yüzünü avuçlarının arasına aldı. Durmadan akan gözyaşlarını başından sıyırdığı örtüsüyle kuruttu. Çok acı çekiyordu.

Rabia hatasını anladığında çarşafı çoktan toplamıştı. Sanki ayrıntıları yok eder gibi hızlı ve endişeliydi. Ama olan çoktan olmuştu.

Zübeyde’nin gözleri işlemeli perdenin uçlarına takılmıştı şimdi de. Çarşafın kenarında unutulan kocaman yorgan iğnesi Zübeyde’nin ayağında yok olmuştu aniden. Henüz 13 yaşındaki Zübeyde bir yandan dayanılmaz bir acı ile kıvranıyor, bir yandan da gözü işlemeli perdenin kenarlarını gezerken bu işten nasıl kurtulacağını düşünüyordu.

Kocaman iğnenin küçücük kızın topuğunda kaybolması Zübeyde’nin annesindeki endişeyi her saniye katlıyordu.

Yüreği yanan annenin elinden ne gelirdi ki?

Başörtüsü sırılsıklam olmuştu, tabi annesininde katkısı vardı. Yavrusunun acı içinde kıvrandığına tanık olan anne artık kendi gözyaşlarını da başörtüsüne saklıyordu.

Günler gibi gelen saatlerden sonra Feyzullah ağa haberi almış eve koşmuştu. Geldiğinde herkes endişeli gözlerle Zübeyde’nin dedesine bakıyordu.

Hiçbir şey demedi. Biricik torununun ayağını inceledi uzun uzun düşündü. Kendi elinde bir şey yoktu, hatta buralarda bu işten anlayan hiç kimse yoktu.

Kararını verdi. Sabah erkenden yola koyulacak ve dönemin en iyi hekimlerinden Jak Paşa’ya gidilecekti.

Sabah olmak bilmedi. Zübeyde’nin acısı her saat dahada artıyordu. Ayağı artık şişmeyi terketmiş, morarmaya başlamıştı. Gece boyunca endişe ve korku hakimdi ahşap evin üst katında. O gece yanan şamdanlar bütün haftayı aydınlatacak kadardı.

Kimse en küçük ayrıntıyı atlamıyor, gözünü bile ayırmıyordu Zübeyde’den. İğneyi çarşafın içinde unutan dadı Rabia gece boyunca hiç oturmadı. Sürekli Zübeyde’nin yanı başında duruyor, içini geçiriyordu. Hatasını bir türlü benliği kabul etmiyordu.

Arkası yarın…

MAYIS-2020

Okan ONUR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here