SANAL SARMAL

0
32

İnsanlar özellikle de gençler, yaratılan ‘sosyal medyada yoksan, bir hiçsin’ algısı yüzünden, sanal âlemin bataklığına boyuna kadar batmış durumdalar. Özbenliği, kimliği, kişiliği ta başından beri dünyanın gerçek değer ve erdemleriyle yoğrulmadığı için hamur tutmuyor. Artık çocukluktan itibaren bir meteor taşı gibi boşlukta bocalamaya başlıyorlar. Anne-babaların çoğu bilgisiz ve cahil. Aşırı ve yanlış ilgi ya da tam tersi ilgisizlik yüzünden çocukları yanlış yetiştiriyorlar. Ta başından itibaren hiçbir şekilde doğru yönlendirilmeyen çocuklarımızın ve gençlerimizin hali şimdilerde içler acısı. Bilgisiz, becerisiz, hedefsiz, koordinatsız bir şekilde ortalıkta geziniyorlar. Çok erken yaşlarda yapılması gereken kişilik ve yetenek testleri hiçbir dönemde yapılmıyor. Beceri, yetenek ve yetkinlikleri doğru düzgün tespit edilmiyor. Gereken pedagojik, psikolojik, sosyolojik destek verilmiyor. Gerçekte ne istedikleri sorulmuyor. Bu yüzden yeteneklerinin ve ilgilerinin olduğu alanlarda eğitim almaları ve yetişmeleri sağlanamıyor. Kabiliyetinin olmadığı, üstelik istemediği; aksine gereksiz, köreltici, para ve vakit kaybettiren, psikolojik sorunlara yol açan saçma sapan okullara, derslere, kurslara, programlara, bölümlere vs. gidiyorlar. Zekâ ve beceri gelişimlerine en küçük bir katkısı olmayan eğitimlerle ömürlerinin 3’te 1’ini boşa harcıyorlar. Bu süreçte eldeki bilgi ve yeteneklerinden de olan bu insanlar, ileride hiç istemedikleri, hiçbir yeteneklerinin olmadığı işlerde acı çeke çeke çalışmak zorunda kalıyorlar. Tabi eğer şanslı olup, iş bulabilirlerse. İş bulamayanların hali daha kötü. Yeteneklerinden uzak ve sevmediği bir işle uğraşan biri, hayatında nasıl mutlu ve huzurlu olabilir ki? Ve gayri ihtiyari meşgul olmaktan öteye varmayan o işle, kendine, dünyaya ve insanlığa ne gibi bir katkı sağlayabilir?

Aileler de bu gerçeklerden yola çıkarak bazı şeyleri geç de olsa fark etmeye başladılar. Zamanında ellerindeki tüm imkânları, çocuklarının en iyi eğitimi alması için harcayan anne-babalar, sonucun tam bir hüsran olduğunu gördükçe günümüzde alternatifleri sorgulamaya başladılar. Kimileri klişe eğitimin gerçekte ne kadar gerekli olduğunu sorguluyor. Alternatif eğitim programlarına bakıyorlar. Artık evden okuyarak mezun olabilmeyi sağlayan ‘Online Üniversiteler’ var mesela. Kimileri de,‘bu kadar parayı başka türlü değerlendirirsek daha iyi mi olur?’ diyerek farklı yatırım olanaklarını araştırıyor. Ta ki kreşten üniversite bitinceye kadar harcanan yığınla parayla kurulabilecek, uzun vadeli ve kazançlı birçok iş üzerinde kafa yoruyorlar. Dile kolay, en az 15 yıl eğitim-öğretim ticaretine(!) oluk oluk para akıtıyorsunuz.  Buna üniversite sonrası yüksek lisans, doktora başta olmak üzere bir sürü kurs ve sertifika programlarını da dâhil ederseniz, işin vahametini daha da iyi anlarsınız. Belki de Rousseau haklı; ‘Eğitim kurumları, insanın doğuştan getirdiği saf doğasını, temizliğini ve ahlakını bozuyor’.

Bu arada paraları oluk oluk akıtırken, hayatınız da beraberinde akıp gidiyor. Eğitim tacirlerine onca parayı ödemek için uzun yıllar çok çalışıyor ve heba oluyorsunuz. Üstelik ‘sağlam olanı bozmaları’ uğrunda. Siz bir yandan canınızı dişinize takıp sürekli çalışırken, kazandığınızın çoğunu onun iyi bir eğitim alması için harcıyorsunuz. Hatta iyi bir eğitimden geçtiğini sanıyorsunuz. Ancak sapasağlam çocuklar kör, topal, sağır ve dilsiz olarak çıkıyorlar. Ne gam! Bu arada sağlığınızdan da oluyorsunuz. Kazanmak için sağlığını feda ettiği bir kamyon parayı, sırf evladının iyi bir eğitim alması için harcayan vefakâr ve cefakâr anne-babaların hakkı elbette ödenmez. Ancak gerçek olan şu ki, yokuş aşağı bodoslama giden freni patlak para kamyonu, sonunda maalesef sert bir duvara tosluyor. Onca emek, zaman ve para havaya uçup gidiyor. Onca şeyin sonuçsuz ve karşılıksız kaldığını görmek, anne-babalar için bir o kadar da acı.

MAYIS-2020

Okan ONUR

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here